ÇAY'IN ÖNCÜLERİ

Prof. Dr. ALİ RİZA ERTEN

Ali Rıza Erten, 1887 yılında Mersin´da doğmuştur.
Halkalı Ziraat Yüksek Okulu´nu bitirdi.
Fransa´da İhtisas yaptı.
Ziraat Umum Müdürlüğü, II.(Ara Seçim), III., IV., V., VI., VII., VIII. ve IX. Dönem Mardin Milletvekilliği ile Devlet Bakanlığı yaptı.
Evli ve 1 Çocuk babasıydı.

Çay Yetişeceğinin Bilimsel Tespiti Ve Prof. Ali Rıza Erten

I.Dünya Savaşı esnasında ortaya çıkan çay kıtlığı karşısında, ülkenin muhtelif yörelerinde, halk bazı bitkilerin yapraklarını kaynatarak çay gibi içmekteydi. Bursa civarında "ayı üzümü" denilen ve yaprakları çay gibi kullanılan bir bitki, bir ara bazı ziraatçılar tarafından "çay" diye takdim edilmiş, diğer bazı ziraatçılar ise bu görüşe karşı çıkmışlardı. Halkalı Ziraat Mektebi Mecmuası´na da yansıyan bu tartışmalar esnasında o devirde gerçek çayın ülkede yetişebileceğinden ve Rize´den hiçbir şekilde bahsedilmediği anlaşılmaktadır.
 
1917´de meydana gelen Komünist ihtilal sonrasında, Rusya, I.Dünya Savaşı´ndan çekilmiştir. Bunun sonucunda işgalden kurtulan Kars, Ardahan, Artvin, Rize ve Batum´da zirai incelemeler yapmak üzere bir heyet görevlendirilmiştir. 1918 yılında bu illere giden heyette bulunan Halkalı Yüksek Ziraat Mektebi Müderrislerinden (Prof.) Ali Rıza (Erten), Rize ve havalisinde çay yetiştirilebileceğini tespit etmiş ve durumu "Şimali Şarki Anadolu ve Kafkasya´da Tetkikatı Ziraiye" adlı bir raporla İktisat Vekâleti’ne (Bakanlığı´na) bildirmiştir.

Prof. Erten’in bu raporu ilk defa, 1924 (1340) yılında, “Çay, Limon, Mandalina, Portakal, Bambu Ziraatı” adıyla, İstanbul Sanayi Nefise Matbaası’nda basılarak yayınlanmıştır. Bundan bir yıl sonra, rapor bu defa "Şimali Şarki Anadolu ve Kafkasya´da Tetkikatı Ziraiye" adıyla İktisat Vekâleti’nce yeniden basılmıştır.

Ali Rıza Erten´in (bazı kaynaklarda Ertem) bu ziyaret esnasında Halkalı Yüksek Ziraat Mektebi Müdür Vekili olduğu ve bu okulda "nebatat ve emraz-i nebatiye müderrisi" yani "bitki ve bitki hastalıkları profesörü" olarak görev yaptığı belirtilmektedir. Bugünkü Türkçe ile "Kuzeydoğu Anadolu ve Kafkasya´da Tarımsal İnceleme" şeklinde ifade edilebilecek olan geniş raporda, birçok sıcak memleket bitkisi ile birlikte çayın da Rize ve havalisinde yetiştirilebileceği öne sürülmüş ve bunun Türkiye´nin ekonomik bağımsızlığı bakımından önemli olduğu belirtilmiştir.

Kars, Ardahan, Artvin, Rize ve Batum´la birlikte, Kafkasya´da zirai incelemeler yapmak üzere gönderilen Prof. Ali Rıza Erten, mandalina, limon, portakal, bambu ve çay yetiştirilmesini ele almış ve özellikle çay üzerinde durarak; bu bitkinin ekonomik anlamı, botanik özelliği, yetiştirilmesi ve işlenmesi ile ilgili ilk defa detaylı bilgiler vermişti. Rusya tarafından başarılı denemelerin yapıldığı coğrafi bölgelerle aynı ekolojik özelliklere sahip Doğu Karadeniz kıyılarında da çay yetiştirilme imkânı bulunduğunu raporunda tespit etmişti.

Yaptığı zirai inceleme gezisini değerlendiren yazılar kaleme alan Prof. Ali Rıza Erten, bu yazılarını, bir dizi halinde, 1921 yılında Yeni Ziraat Gazetesi´nde yayınlamıştır. Ülkemizde çay üzerine ilk detaylı incelemeler olan bu çalışmalar, inceleme raporunun sunulduğu İktisat Bakanlığı tarafından 1924 yılında kitap halinde bastırılmıştır.

Batum´un iklim ve toprak yapısı üzerinde de bilgiler veren Prof. Erten, Batum şehrinin, Karadeniz´in en yağışlı ve rutubetli yerinde kurulu olduğunu ve küçük bir kasaba olmasına rağmen, tarım açısından gerek Avrupa gerekse yakın Asya´da emsali bulunmayan özel bir öneme sahip bulunduğunu ifade etmektedir. Doğuda 2000 ve hatta 2800 metreye kadar yükselen dağ ve tepelerle çevrili olan Batum´un etrafında pek az ova bulunduğunu ve ikliminin çok fazla değişim gösterdiğini kaydetmektedir. Rize´ye doğru 10 km´den fazla bir derinlik göstermeyen sahil kesimi takip edildiğinde, iklimin rutubetli olduğunu ve yıllık yağmur miktarının ise çoğunlukla esen batı rüzgârı sayesinde 2000-2400 mm ve hatta bazen 4000 mm´ye kadar bile ulaşabildiğini bildirmektedir. Batum´da yağmur başladığı zaman haftalarca ve bardaktan boşanırcasına devam etmesinin nadir bir olay olmadığını, halbuki sahilden 40-45 km kadar içeride bulunan Çoruh ve Acalis gibi ovaların kuru olduğunu belirtmektedir.

Prof. Erten´in raporuna göre; sahilden pek uzaklaşmamak şartı ile Sohum´dan itibaren eski hududumuz boyunca uzayıp giden sahillerin Çin, Japonya ve Seylan´daki çay bölgelerine denk oldukları ve toprağının laterit (kırmızı toprak) olduğu anlaşıldıktan sonra, sözkonusu saha 10 bölgeye ayrılmış ve çay üretimine tahsis edilmesi gereken yerler yayın ve ilan edilmiştir. Yoğun killi, kireçli, fazla humuslu veya taşlı ve kurak yerler çay ekimine müsait olmadıklarından, bu gibi yerlerin diğer bitkilere terk edilmesi ve yalnız az killi ve az kireçli olan rutubetli yerlerin çay üretimine tahsis edilmesine işaret edilmiştir. Bu özellikleri zikreden Prof. Erten, Artvin vilayetinden itibaren Trabzon vilayetinin Of kazasına kadar olan Karadeniz sahilinin toprak yapısının tıpkı Batum ve civarında olduğu gibi laterit (kırmızı) topraklardan ibaret olduğunu ve ayrıca hava sıcaklığının da 3?C ile 39?C arasında olduğunu belirterek, çay üretimi için bu bölgeyi işaret etmektedir.

Ülkemizde çay yetişecek yöre, 1922 yılında yapılan tespitlerle, 15 km derinliğinde olmak üzere, Sarp sınırından Trabzon´un Araklı ilçesine (Araklı deresine) kadar olan bölge olarak belirlenmiştir. Prof. Erten´in, az bir düzeltme ile bölgeyi doğru olarak verdiğini kabul edebiliriz.

Ülkenin art arda savaşlardan çıktığı o yokluk dönemlerinde, dışarıya kaynak aktarmak yerine, ihtiyaç duyulan çayın ülke içinde üretilmesini teklif eden Prof. Ali Rıza Erten´in bu çalışmaları olumlu sonuç vermiştir. 1924 tarih ve 407 sayılı "Rize Vilayeti ile Borçka Kazasında Fındık-Portakal-Limon-Mandalina ve Çay Yetiştirilmesine Dair Kanun" çıkarılmıştır. Bu kanun ile çaylık tesisi için uzman yardımı, ucuz fidan temini ve tarıma açılan araziden 10 yıl süreyle vergi alınmaması gibi teşvikler getirilmiştir.

Prof. Erten, 1924 yılında İktisat Bakanlığı´nca bastırılan eserinin sonunda, 1924 tarih ve 407 sayılı yasa ile uygulanma yoluna giren tekliflerinin geliştirilmesi ve uygulanması için Türk ziraatçılarını göreve çağırmıştır.(20) Buradan anlaşıldığına göre, çalışmalarının kitap olarak yayınlanması, bu yasa çıktıktan sonra gerçekleşmiştir.

Prof. Ali Rıza Erten, çay konusunu ilk defa bilimsel anlamda ele alıp inceleyen ve Doğu Karadeniz kıyılarında çay yetiştirilebileceğini ilk defa ortaya koyan kişi olarak tarihe geçmiştir. Bu bilimsel çalışmalar olmasaydı, daha sonraki dönemlerde çayı Rize ve çevresinde yetiştirmek için girişilen çaba ve uygulamalar ortaya çıkamazdı. Prof. Erten´in çalışmaları, Türk çaycılığının kuramsal düzeyde ele alındığı ve fikir temellerinin atıldığı ilk aşamasını oluşturmaktadır.
ZİHNİ DERİN (Ziraat Mühendisi)

Zihni Derin, 1880 yılında Muğla´da doğmuştur. Babası Muğla´nın Kuloğulları ailesinden Mehmet Ali Beydir.

1897´de Muğla İdadisi´nden,
1900 de Selanik Ziraat Ameliyat Mektebinden,
1904 de Halkalı Ziraat Mekteb- Alisinden mezun olmuştur
1905 yılında Aydın İli Orman ve Maden Muamelat Katipliği ile Devlet Memurluğuna başlamıştır.

Rodos´ta Akdeniz Adaları (o zamanki adıyla Cezayir-i Bahr-i Sefit) İli Orman Müfettiş Katipliğinde, Gediz ve Simav ilçeleri Orman Müfettiş Vekaletinde bulunduktan sonra, 1907 de aynı ilçelerde Orman Müfettişi olmuştur. İki yılı geçince, Akdeniz adaları İli Orman Müfettişliğine aktarılmıştır.

1909´den 1912´ye kadar Selanik Ziraat Mektebi´nde Kimya, Ziraat Sanaatları ve Jeoloji öğretmenliği yapmıştır. Selanik´te 1911´de Maide Hanımla evlenmiştir. İki erkek bir kız çocukları olmuştur.

1914´den 1920´ye kadar, Zihni Derin Bursa´da Sultani Mektebinde (Lise) ve Kız Öğretmen Okulunda Tabi İlimler okutmuş ve Bursa Milli Eğitim Müdür Vekilliği görevinde bulunmuştur.

1920´de Yunanlıların işgalinden hemen önce Bursa´dan ayrılıp, kara yolundan Ankara´ya gelmiş; Milli Mücadele Hükümetinin kurduğu İktisat Bakanlığında ilk Tarım Genel Müdürü olmuştur. 1924´e kadar bu görevde kalmıştır.

Ankara´da 1921 Nisanında bakanlıklar temsilciliklerinin katıldığı bir komisyon kurulmuştu. Bu komisyona dönemin Ziraat Genel Müdürü olarak İktisat Bakanlığı adına temsilci olarak katıldı. Komisyonda Rize ve çevresinin huzurlu bir yaşama kavuşabilmesi için öncelikle insanların geçimini sağlayacak iş ve çalışma imkanına kavuşturulması gerektiğini ileri sürdü. Komisyon bu görüşü kabul etti ve Zihni Derin´i bölgede inceleme yapması kararlaştırıldı.
Zihni Derin 1923 yılında Rize´ye gelir. Eski adı Garal Dağı olan hazineye ait bir bölgede 15 dekarlık arazi fidanlık işne tahsis edilir. Bölgede yaptığı incelemelerde bazı meraklıların Batum´dan dönüşlerinde getirdikleri ve diktikleri gayet iyi gelişmiş çay fidanlarıyla karşılaşır.>

Rize´de ziraat fen memurluğu yapan İbrahim´i Batum´a göndererek bir miktar çay fidanı ve tohumu ile mandalina çeşitleri getirerek fidanlığa diker.

Zihni Derin Batum´a düzenlenen geziye katılır. Batum ve çevresinde Ruslar tarafından kurulmuş olan çay bahçelerini, çay fabrikasını ve Astropikal Bitkiler Araştırma İstasyonu´nu inceleyerek gerekli bilgilerle Rize´ye döner. Beraberinde çay tohumu, ve fidanları, narenciye ve bazı meyve çeşitleri, bambu rizomları ve bir Rus bahçıvanı ile Rize´ye gelir.Böylece fidanlık kurulmuştur. Zihni derin bu Rus bahçıvana fidanlığı emanet eder. Ankara´daki görevine döner. Batum´a sipariş edilen 500 bin tohum fidan haline getirilir ardından halka dağıtılır. Ancak gerek halkın gerek devletin konuya yeteri eğilmemesinden teşebbüs başarısızlıkla sonuçlanır.

Zihni Derin, konuya hal çaresi bulmak için bir kanun teklifi hazırlar, bakanlık kanalıyla Meclis´e sunar. Bu tasarı, o dönemin Rize Mebuslarının desteğiyle 6 Şubat 1924 tarih ve 407 sayıyla kanunlaşır ve "Rize Vilayeti ile Borçka Kazasında; Fındık, Portakal, Limon, Mandalina, Çay Yetiştirilmesi Hakkındaki Kanun" adıyla yürürlüğe girer.

Zihni Derin, sonraki 10 yıl boyunca tekrar öğretmenlik mesleğine döner. 1927´den 1929´a kadar İstanbul Erkek Öğretmen Okulunda, Nişantaşı Kız Ortaokulunda, Vefa Ortaokulunda, İstanbul Erkek Lisesinde Kimya ve Tabi İlimler Öğretmenliği yapmış, bu arada Halkalı ziraat Mektebinde ders vermiştir.

Öğretmen arkadaşlarının anılarına göre; her kır gezisinden cepler dolusu bitki örnekleriyle döner ve laboratuarda incelemeler yapar. Pancardan şeker çıkarır, çeşitli yağlardan da sabun yapardı.

1930´da Ankara Orta Öğretmen Okulunda Tabi İlimler Öğretmenliğine atanmış, bir yandanda aynı okulda Müdür muavinliği görevinde bulunmuştur. 1932-1936 yıllarında Gazi Terbiye Enstitüsü, İsmet Paşa Kız enstitüsü ve Gazi Lisesinde Tabi ilimler, Fizik ve biyoloji Öğretmeni olarak çalışmıştır. 1936´da Trakya´da İkinci Umumi Müfettişlik Ziraat Müşavirliğine atanır. 1937´deTarım Bakanlığı Baş Müşavirliğine atanır. 1938´de Rize ve çevresinde kurulacak Zirai Teşkilat´ın koordinatörlüğü görevi kendisine verilir.

Zihni Derin uzun yıllardan sonra tekrar Rize´dedir. Fidanlıkta bulunan iki ahşap evden birinin üst katındaki bir odaya yerleşmiş, alt kattaki odayı laboratuar olarak kullanma hazırlığındadır. 1924 yılında Batum´dan getirdikleriye oluşturduğu bahçeyi ve parselleri gezerken; çeşitli süs bitkilerinin, mandalina, greyfurt, ağaçkavunu, portakal, limon, bambu ve diğer meyvelerin küçük çaplı parsellerde yetiştirildiği birkaç yüz fidandan oluşan küçük bir çay bahçesinin gayet güzel yetişmiş ve sağlıklı görmek onu mutlu etmişti.

1946 yılı Ağustos. Zihni Hoca bölgeye yerleştirilen çay tarımının mutlu dönemini yaşamakta ve onun sıcak heyecanını gönül rahatlığı içinde duymakta iken, yaş haddi nedeniyle emekli olduğu haberi geldi. Emeklilik onun bu bölgede bulunması için bir engel değildi. Tarım bakanlığı kendisine anlaşmalı bir kadro tahsis ederek Bakanlık Koordinatörü görevini verdi. Zihni Hoca artık Ankara´daydı. Yılda birkaç defa Rize´ye gelerek çalışmalarına devam etti. 5-6 yıl boyunca da bu görevini sürdürdü.

1950 seçimlerinde Zihni Derin, Rize´de bağımsız milletvekili adayı olmuştu. Zihni Hoca´nın siyasetle hiçbir ilgisi yoktu. Fakat kendisini çok seven Rizeliler onun parlemontada Rize´yi temsil etmesini isteyerek ısrarlı tekliflerde bulunuyorlardı. Zihni Hoca da meclise girerse Doğu Karadeniz bölgesine ait sorunları dile getireceğini ve bölgenin çeşitli yönlerden kalkınması için çaba sarf edebileceğini düşünerek "peki" demişti.

Zihni Hoca Rize´de seçim propagandasına çıkmadı.. Sadece seçim pusulası bastırarak seçime katılmıştı. Farklı bir havada yapılan seçim sonunda bütün popülaritesine rağmen seçilemedi.

1964 yılı Ağustos ayına gelindiğinde çay bitkisinin bilinçli olarak Rize toprağına dikilmesinin 40.Yılı kutlamaları doğrultusunda bazı bakanlar, Çalışma Bakanı Bülent Ecevit ile birlikte Zihni Derin´de davet edildi.

Gece 21:00 sularında Rize´ye ulaşarak fabrika misafirhanesine yerleşti. Sabah erken saatlerinde Zihni Hoca kalkmış etrafı seyrederken, idealinin gerçekleştiğini görmenin heyecanını ve duygusallığını yaşıyordu.

Rize merkezindeki tören yerine gitmek üzere hazır beklerken valinin otomobil'i göründü. Çalışma Bakanı Bülent Ecevit, "Birlikte gidelim" diyerek Zihni Derin´i valinin arabasına aldı. Tören yerine geldikten sonra, Zihni Hoca arabadan iner, arabanın arkasından geçerken şöför arabayı geriye sürdü, Hoca´ya çarpıp ve onu yere düşürdü. Zihni Derin hemen hastaneye kaldırıldı. Röntgen çekiminden sonra, kalça kemiğinin kırıldığı anlaşılarak, ameliyat için Ankara´ya dönmesine karar verildi. Trabzon´da öğle sonu uçağı ile Ankara´ya ulaştırıldı. Havaalanında oğlu Haldun Derin ve kızı Melahat Hanım tarafından karşılandı. Ankara Hastanesine yatırıldı. Hemen ameliyata alındı. ameliyatı takip eden günlerde acıları hafifledi. Taburcu olup evine döndüğünde koltuk değneği kullanarak yürümeye başladı. Ziyarete gelenlere "Bir aksilik oldu, geçer" diyordu. Ankara´da üçbuçuk aylık bir tedaviden sonra eski sağlığına kavuşur. Bilahare 25 Ağustos 1965´te Ankara´da vefat eder.

1969 yılında TÜBİTAK bu değerli mücadele adamına bir Hizmet Ödülü vererek adını ölümsüzleştirir.
Prof.Dr. REŞAT HATİPOĞLU
 

Şevket Raşit Hatipoğlu 1898 yılında İzmir, Menemen’de doğdu.
Berlin Yüksek Ziraat Okulunu bitirmiş ve Leipzig Üniversitesinde ihtisas yapmıştır
6. Dönem Afyon, 7 ve 8. Dönem Manisa milletvekilliği yapmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı görevinde bulunmuştur.
Rize´de, merkez çay ve narenciye fidanlığında çay üretimine devam edilmekte, fakat daha ileri gidilememekte ve çaycılıkta bir duraklama dönemi yaşanmaktadır. Çaycılığın bu duraklama döneminden kurtarılarak daha ileri götürülmesi, 1933 yılında T.C. Hükümeti´nin ekonomide "kendi kendine yetme" ilkesini kabul etmesiyle mümkün olabilmiştir. Hükümetin bu kararı ile tüketim ihtiyacı olan çayın ülke içinde üretilmesi çabaları yeniden gündeme gelmiştir. Bu amaçla, sıcak ülkeler bitkilerinin yurt içinde üretilmesi istenmiş ve Tarım Bakanlığı da, daha önce Endonezya´nın Cava adasında çalışmış Dr. Tengwall adlı bir İsveçli´yi uzman olarak görevlendirmiştir.

Rize´yi de ziyaret eden ve buradaki narenciye fidanlığında çay yetiştirildiğini de gören Dr. Tengwall, incelemelerinin sonunda bir rapor hazırlayarak vermiştir. Daha önce Prof. Ali Rıza Erten´in tespit ettiği; Rize´de çay yetiştirilebileceği bilgisini tekrar etmekle yetinen ve raporunda çaya çok az yer veren uzman, Antalya´da bir istasyon kurulmasını sağlayarak burada; kahve, muz ve hurma gibi bitkileri yetiştirme denemelerine girişmiştir.

Ülkemizde çaycılığın yerleştirilmesi çabaları, zamanın Tarım Bakanı Muhlis Erkmen´in Doğu Karadeniz gezisi sayesinde yeniden etkili biçimde gündeme alınmıştır. Bakan Erkmen, 1935 yılının Eylül ve Ekim aylarında, Samsun´dan Rize´ye kadar olan bölgenin doğal, ekonomik ve sosyal şartlarını araştırmak üzere bir inceleme gezisine çıkmıştır. Bu gezi, tespit edilecek meselelerin sonradan çalışılarak etütler halinde verilmesinin gezi öncesinde kararlaştırıldığı plânlı ve programlı bir gezi olmuştur. Gezi sonucunda, ilmi bir araştırma için en önemli konu olarak çay seçilmiş ve gerçekten de detaylı bir araştırmaya konu edilerek ele alınmıştır.

Tarım Bakanı Erkmen´in talimatıyla, çay üzerine araştırma yapma işini üstlenen Prof. Dr. Şevket Raşit Hatipoğlu, daha önceki çalışmalardaki eksiklikleri de tespit ederek, bu defa sağlıklı bir çözüm ortaya koymak amacıyla, konuyu bütün yönleri ile ele almayı tercih etmiştir. Çay işinin doğal ve ekonomik şartlarını Rize´de etüt etmiş, çay tüketimi ile ilgili konuları ülkenin çeşitli yörelerinden araştırmış ve daha önce yapılan araştırmaları dikkate almıştır. Özellikle Prof. Ali Rıza Erten´in "Kuzeydoğu Anadolu ve Kafkasya´da Zirai İnceleme" adlı eserini de ele almış ve ondan istifade etmiştir.

Araştırmaları sonucunda, "Türkiye´de Çay İktisadiyatı" adlı bir eser meydana getiren Prof. Hatipoğlu, çay konusunu salt zirai bir sorun olarak değil; çay işleme, tüketim ve ticaretini de kapsayan ekonomik bir konu olarak ele almıştır. Bu çalışmanın önemi, ülkede çay üretimi konusunu tek boyutuyla ele almakla yetinmeyip her yönünü kapsayan ilk çalışma olmasından kaynaklanmaktadır. Nitekim daha önce Rize´de çay yetiştirilmesi yönündeki çalışmaların başarıya ulaşamamasını; bütün ayrıntıları içeren bir raporla işe başlanmamasına, çay işinin tek taraflı ele alınmasına ve çay ürününün işlenmesi, sürümü ve korunması işleri ile uğraşılmamış olmasına bağlamaktadır.

Çayın ülkemize yerleşmesinin neden başarılamadığı üzerinde ısrarla duran ve geçmişten ders alarak sorunun çözülmesini savunan Prof. Hatipoğlu, geçmişteki başarısızlığın iki temel nedenini şu şekilde ifade etmektedir:

1-Ülkemizde çay konusu bütünüyle ele alınamamış, daha ziyade işin bir bölümü üzerinde durulmuş ve bütün enerji bir süreliğine bu bölüm üzerine yoğunlaştırılmıştır. Gerçekten de, çay konusunun tarihi seyrinden de anlaşıldığı üzere, bu konuda daha çok tohum temin etmek, fidan yetiştirip halka dağıtmak işleri ile uğraşılmıştır. Hâlbuki fidan yetiştirip halka dağıtmak, çay işinin tamamı değildir. Bunun yanında daha yapılacak birçok işler vardır. İşte bu işler, bütün ayrıntıları ile düşünülüp, başlangıçta bir plâna alınmadığı ve çay işinde kapsamlı bir plân uygulamaya konulmadığı için, fidan dağıtma gibi münferit girişimler de sonuçsuz kalmıştır.

2-Çay işinin yürütülemeyişinin ikinci nedeni, başlatılan işin devamının getirilememesidir. Önce büyük bir şevkle başlayan, koyu bir enerji ile yürütülen çay işi, bir müddet sonra ihmale uğramış, hatta büsbütün unutulacak hale gelmiştir. Hâlbuki bir defa başlayan bu işin, duraklamaksızın; artan bir hızla yürütülmesi, zaman içinde eksiklerin tamamlanıp işin tamamının başarılması gereklidir.

Prof. Hatipoğlu´nun, önceki dönemde çayın ekonomik anlamda ülkemizde yerleşememesi konusundaki tespitleri, bundan sonra yapılacaklara ışık tutması bakımından son derece önemlidir. Nitekim, Prof. Hatipoğlu´nun yaklaşımlarına paralel şekilde, bu dönemde Tarım Bakanlığı´nda olumlu ve bilinçli yaklaşımlar görülmüş; fidan ve tohum sorunlarının yanında, çay fabrikasyonu işi araştırılmaya ve Rize yöresinde çayın yerleşmesi için planlar üzerinde çalışmalara başlanmıştır.

Tarım Bakanlığı´nın çayla ilgili çalışmalarında, 1936 yılında Prof. Şevket Raşit Hatipoğlu tarafından kaleme alınarak Bakanlığa teslim edilmiş olan "Türkiye´de Çay İktisadiyatı" başlıklı çalışmasının büyük önemi vardır. Ülkemize çaycılığın yerleşebilmesi için halledilmesi gereken sorunları; teknik ve ekonomik olmak üzere iki başlık altında toplayan Prof. Hatipoğlu, bu sorunları da maddeler halinde ayrıntılı olarak ele almıştır. Buna göre, teknik sorunların ilki olan "bilgi sorunu"; çaycılık konusunun ülkemizde yeni olması nedeniyle eksik bilgilerin kısa süreli pratik kurslarla ve kitap, broşür gibi yayınlarla tamamlanması suretiyle halledilebilecektir.

İkinci teknik sorun olan "eleman" konusunda, çay yetiştirme ve işleme ihtiyaçlarını birbirinden ayırt etmek ve bu işler için yabancı uzman getirtmek yerine kendi çocuklarımızdan yetiştirmek ve gerekirse yurt dışına göndermek suretiyle eğitmekle sorunun çözülmesini savunmaktadır. Üçüncü teknik sorun olarak "teşkilat" kurulmasını öne sürmekte ve çay için özel bir devlet teşkilatı kurularak faaliyet yapılmasını ve üreticilerin de kooperatif çatısı altın örgütlenmesini önermektedir.

Dördüncü teknik konu olarak "tesis sorununu" öne sürmekte ve konuyu çay yetiştirme ve işleme tesisi olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Çay yetiştirme işi ile uğraşacak tesisin, bitki üzerine bilimsel araştırmalar yapacak bir araştırma birimi olmasını istemekte ve bu anlamda çay araştırma enstitüsü kurulması talebini üstü kapalı olarak seslendirmiş olmaktadır. Çay işleme işinin ise üreticiye daha fazla katkı sağlaması bakımından her üretici tarafından elle yapılmasını düşünmekle birlikte, sonuç olarak bunun sağlıklı olmayabileceğini ve çay işlemenin bir fabrikada yapılmasının daha iyi olabileceğini ifade etmektedir.

Gerekli olan fabrikayı devletin kurmasının akla yatkın geldiğini, ancak üreticilerin ortak olduğu kooperatiflerce kurulmasının daha faydalı olacağını ifade etmektedir. Kooperatiflerin sermaye temininde zorluk çekeceğini de hesaba katarak, fabrikayı devletin kurup sonra üretici kooperatiflerine devretmesi formülünü öne sürmektedir. Bu arada, arazisinde çay yetiştiren halktan, daha önce Rusya´da çayın işlenerek kuru çay haline getirilişini bilenlerin, kendi çaylarını işleyebildiklerini de belirtmektedir.

İkinci konu olarak "ekonomik sorunlar"ı gündeme alan Prof. Hatipoğlu, bunlardan ilki olarak; "çaya muafiyet verilmesi" konusunu öne sürmekte ve çaylık arazilerden bir müddet vergi alınmamasını, çaylık kurmak için getirilecek tohum ve fabrika kurmak için getirilecek makinelerin gümrükten muaf tutulmalarını önermektedir. İkinci ekonomik sorunu, "çaya yardımlar yapılması" olarak ele almış ve Dr. Tengwall´ın üreticiye prim verilmesi görüşüne karşılık, çaylık kuracaklara uzun vadeli düşük faizli kredi verilmesi, kooperatiflere de fabrika kurmalarını teminen uzun vadeli az faizli sermaye verilmesi yaklaşımını önermektedir.

Üçüncü ekonomik sorun olarak; "yerli çayın korunmasını" istemekte ve gümrük vergileri ve ithalat sınırlaması yoluyla bunun sağlanmasını önermektedir. Ayrıca, Rize´de çay üretiminin ilk denendiği dönemde, yabancı çaylara karşı korunmamasının çayın Rize´de yerleşmesini önlediğini de ifade etmektedir. Dördüncü ekonomik sorun olarak; "yerli çayın satışı" konusunu ele almakta ve hastaneler, okullar gibi devlet müesseselerinin Rize çayı kullanması, çay tüccarlarının yerli çay satması gibi mecburiyetler yanında, iyi bir satış politikasının da uygulanmasını önermektedir. Prof. Hatipoğlu, bütün bu teknik ve ekonomik sorunların halli için devletin bütçesinden fedakârlıkta bulunması ve çayı desteklemesi gerektiğinin de altını çizmektedir.

1937 yılında Batum-Cakova istasyonundan 30.000 kg çay tohumu getirtilmiş, bunlarla Rize yöresindeki 7 mıntıkada ve 77 köyde 300 adet çay fidanlığı tesis edilmiştir. Köylerde tesis edilen fidanlıklar 600 dekarı bulmuştur. Ayrıca Rize´de 110 dekarlık bir çay fidanlığı kurulmuştur. Rize fidanlığında çaycılık işlerinden anlayan eleman yetiştirmek üzere basit bir kurs açılmış, bu kursta uç-dört genç ziraatçı yetiştirilmeye çalışılmıştır.

Prof. Hatipoğlu´nun eserini Tarım Bakanlığı´na verdiği 1936 yılından sonra, önceki dönemde yaşanan çaycılık faaliyetlerindeki duraklamanın sona erdiği ve Bakanlıkta bazı önemli çalışmaların yapıldığı görülmektedir. Hükümetin "kendi kendine yetme" ilkesi çerçevesinde Tarım Bakanlığı´na verdiği "sıcak memleketler bitkilerinin ülke içinde üretilmesi" görevi gereği, çalışmaların devam ettiği anlaşılmaktadır. Bu faaliyetler arasında, kurs açarak eleman yetiştirme gibi bazı uygulamaların, Prof. Hatipoğlu´nun eserinde yer alan teklifler doğrultusunda gerçekleştiği de gözden kaçmamaktadır.
M.HULUSİ KARADENİZ


Avukat, sahaf, mütercim Mustafa Hulusi Karadeniz, 1879 yılında Rize´de doğdu. Babası Hasan Efendi´dir. Hafızlığı tamamladıktan sonra iyi derecede farsça öğrendi.

Rize idaresinde katiplik yaptı. Birinci Dünya Savaşında Tekirdağ´a göç ettiyse de savaş sonrası tekrar Rize´ye döndü.

Daha sonra İstanbul´a gelerek dava vekilliğine başladı.

Rize Ticaret odası Başkanlığı görevini yürütürken 1912 yılında Batum´dan getirdiği çay tohumlarını evinin bahçesine ekerek Rize´de ilk çay üretim denemesini yaptı. Ziraat vekaletine başvurarak Rize Mebusları Esat Özoğuz, Ekrem Rize ve vekalet müşteşarı Ali Rıza Erten´in katkıları ile 1924 yılında TBMM´den Çay Kanunu çıkarılmasını sağladı.  

ESAT ÖZOĞUZ

1871 yılında Hopa´da doğdu. Adapazarı Rüştiye´sini bitirdi. 1893 yılında Bilecik Sancağı Nüfus Katipliği´ne getirildi. 1894-1898 yılları arasında vergi tahsis memurluğu , Ziraat bankası katipliği, Söğüt ilçesi muhasebe katipliği görevlerinde bulundu.1901 yılında Bilecik Sancağı Katipliği´ne atandı. Beş yıl bu görevde bulundu.1906 yılında Tahrirat Müdürlüğüne yükseltildi.1911 yılında Kırıkkale,

1913 yılında Üsküdar Livası Tahrirat Müdürü oldu. 1920 yılında Ankara Mektupçuluğuna atandı. Bu görevde iken TBMM´nin 1. dönem Lazistan milletvekili seçildi. 2.3.4 dönem tekrar Rize´den , 5.6. ve 7. dönem Kars'tan milletvekili seçildi.27 mart 1954 tarihinde vefat etti. Evli olup Dört Çocuk babası idi. 407 nolu,6 Şubat 1924 tarihli ilk çay kanununun hazırlanmasında ve yürürlüğe girmesinde üstün çaba harcadı.

TÜRK ÇAYCILIĞININ TEMEL HARCINDA BİR HALK GİRİŞİMCİSİ

1879 yılında Rize Fındıklı (Viçe) Sümer köyünde dünyaya gelen Seferoğlu Ahmet (Ocaklı) Batum’da mısır, fındık ve ihtiyaç maddeleri ile ilgili ticaret yapmaktadır.

Ayrıca dava vekilliği ile meşgul olmakta idi. köyünde karayemiş ve incir dalını saplayarak bahçede fidan haline getirip hayrına kolu komşuya dağıtmak, babasından kalan gelenek ve vasiyetidir. Bu şekilde çok sayıda fidan dağıtırdı. Batum’dan-Fındıklı’ya gidip gelirken Batum’da gördüğü çay bitkisini aynı iklime sahip kendi yöresinde de yetişeceği fikriyle kendi bahçesinde de yetiştirmeye başlar ve ürününü alır artık kolu komşuya meyve fidanı dağıtma işine çay bitkisini de ilave eder. Bunun üzerine 1912 yılında Batum’da, fındık çuvallarına doldurduğu çay tohum ve fidanları motorla ilk olarak Arhavi’ye getirir. Arhavi’de akrabaları vardır. Günlerden cuma günüdür. Cuma namazında camide ilan ettirerek halka çayın yararları anlatılır ve Sümer köyünde kendi yerinde çayı yetiştirdiğini mahsulünü aldığını halkında bunu yetiştirmesi için tohum ve fidan getirdiğini söyler halk bu fidanları ilk olarak görmektedir. Merak edip denemek isteyenlere tohum ve az sayıdaki fidanlardan numune bırakır.

Orda daha sonra yine motorla fındıklıya geçer, orda ve diğer yörelere de dağıtmaya devam eder. Bu şekilde Batum’a gidiş gelişlerde çay tohumu getirmeye ve kendi bahçesinde yetişen çaylardan tohumu dağıtmaya devam edip halkı çay yetiştiriciliğine teşvik eder. O zamana kadar halk çay olarak ıhlamur çayı toplar ve içerdi. Bugün kullandığımız kuru çay bilinmezdi. Bir taraftan da elle nasıl kuru çay yapılacağını, mahsulün nasıl değerlendirileceğini anlatır. Bu çaba yörede çayın alt yapısını oluşturur ve çay ziraatına daha sonraki senelerde halkın kolaylıkla adapte olmasını sağlar.

Destek Kaynak = Kemalettin Kuzucu Kapı Yayınları( Bin Yılın Çayı Osmanlı'da Çay Ve Çayhane Kültürü Sahife 117-118) Ve Yöre İnsanları